
Paris’te Bir Yahudi Mahallesi 01
Le Marais yani Pletzl. İbranice’de “minik” yer anlamına gelen “Pletzl” Paris’in en kozmopolit mahallelerinden biri olan Le Marais’nin de takma adı… Şehrin 3. ve 4. Bölgeleri’ne yayılmış olan bu bölge gerçekten görülmeye değer. Neden mi, önce biraz tarih!
600 yıl önce Paris’den kovulan Yahudiler (o dönemde Marais bölgesi şehir surlarının dışında kaldığından Paris sayılmazmış) mecburen, şehre en yakın bölge olan Le Marais’de yerleşmişler. Bu arada 3 ve 4. Bölgelerin 17. yy.’a kadar Fransız Asil sınıfının gözde mahalleleri olması nedeni ile, Yahudiler minicik bir yerde (Pletzl adı buradan geliyor) yaşamaya mecbur edilmişler.
Fransız Aristokrasisi’nin 17. yy.’da Faubourg St. Germain’e taşınmasıyla bölge, Yahudi etkisiyle pek tabii ki ticari bir merkeze dönüşmüş. Özellikle 18. ve 19. yy.’da tamamen Aşkenaz Yahudileri’nin olan bölge, İkinci Dünya Savaşı’nda ağır kayıplar vermiş.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, hükümet bölgeyi restore etmeye başlamış, ilk işleri de zamanında Fransız asilzadelerinin konakları olan binaları müzeye çevirmek olmuş. Mesela Hotel Salé, günümüzde Picasso Müzesi, Hotel Carnavalet de Paris Tarih Müzesi olmuş. ( “Hotel” kelimesi, bugünkü anlamında turistik bina değil, önemli asillerin geniş malikanelerine verilen isimdir).

Bir de üstüne, tam Marais’nin karşısında Beaubourg Bölgesi’nde 1977’de kondurulan Centre Pompidou ile Bölge, sanatın ama özellike modern sanatın merkezi olmuş.
Sanatın baştacı edildiği Bölge, 80’li yıllardan itibaren LGBT kültürüne de ev sahipliği yapmaya başlamış.
Rue Des Rosiers ve bu sokağı kesen Rue Pavée, Rue Ferdinand Duval, Rue des Écouffes, Rue des Hospitalières-Saint-Gervais ve Rue Vieille du Temple’dan ibaret olan Pletzl, koşer (et ve sütün aynı anda tüketilmediği, domuz etinin olmadığı) restaurantları, falafel büfeleri, pastaneleri, Yahudi kitapçıları, sokaklarda kafalarında Kippa, üzerlerinde mantoları, içinden sarkan Talletleri ile Ortodoks Yahudiler, minik sanat galerileri, LGBT ruhuna uygun minik konsept butikleri, Fransız cafeleri, gay barları ve sokak sanatçıları ile aklınıza gelebilecek her türlü uç noktanın inanılmaz bir ahenk ile kaynaştığı kesinlikle görülmesi gereken yerlerden bir tanesi….



Bu minicik mahalle de üç tane de sinagog var. Bunlardan ilki, aynı zaman okul olarak kullanılan ve önünde daima polis olan, mahallenin belki de en büyük binalarından

Diğer ikisi, dar sokakların içinde kaybolmuş 2 mabet.

Tabii sinagog olur da kütüphane olmaz mı! Angouleme Düşesinin yaptırdığı Hôtel d’Angoulême 1763’de Halk Kütüphanesine çevrilmiş. Ünlü yazar Alphonse Daudet ise, 19. yy’da bu binada yaşamış.

Tahmin edeceğiniz gibi, inşaat yapmanın sıkı kurallara bağlı olduğu bu bir nevi kurtarılmış bölgede yer alan konsept butiklerin yanı sıra, dünyaca ünlü markaların da butikleri yer almakta. Yolculuklarımın vazgeçilmezi Uniqlo, Le Marais de haliyle bir sonraki durağımız oldu.

Eski bir fabrika binasını güzelce restore etmiş, bodrum katını müze haline getirmiş olan Uniqlo’nun bu şubesini alışveriş yapmasanız da mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

Birkaç sanat galerisi ziyareti sonrası, şahane vitrini olan bir mağaza dikkatimi çekti.

Kapısında zili olan bu takı, kıyafet ve aksesuar mağazası meğer, Fransa’da çok ünlü olan Gavilane’ın üretim merkeziymiş. Kapıyı açansa, tasarımcısı müzisyen Aden oldu. Avangard akımında üretimlerileri olan Gavilane’ da fiyatlar 150 Euro’dan başlıyor. Orijinal tasarım ürün sevenlerin bu butiğe uğramayı unutmaması gerekiyor.


Minik dar sokaklarda gezerken, bir başka konsept dükkana girdik. GC Creation sahibi Gain Carlo Mosco’nun özellikle pleksiden yapılma çantaları beni benden aldı.

Paris’in en kozmopolit mahallelerinden biri olan Le Marais’nin takma adının “minik” olduğuna bakmayın… Gezilecek, görülecek ve tadılacak öyle çok şey vardı ki! Devamı bir sonraki yazıda…
Sevgilerimle,
One Comment