
Peyniri, Sütü, Şatosu ve Mis Gibi Havasıyla Alp Dağlarının İncisi
Gençliğimin neredeyse tamamı İsviçre’de geçtiğinden, bu minicik ülkede gezmedik yer bırakmadım diyebilirim. Ülke ufak ama her köşesini o kadar güzel değerlendirmişler ki adamlar, inekten bile para kazanır hale gelmişler. Devletin uyguladığı özel kanunlar neticesinde yapımı belirli standartlara bağlanmış olan grüyer peyniri haliyle dünya yemek literatüründe ayrı bir yere sahip. 1115 yılından bu yana üretilen peynirin klasik (6-9 aylık), Reserve (en az 10 aylık) Bio (organik) ve Alpage (sadece mayıs-ekim ayları arasında üretilen) olmak üzere 4 çeşidi var. İlk bakışta ağır kokusuyla insanın gözünü biraz korkutsa da, bir defa tadıldı mı asla vazgeçilmeyen bir lezzet halini alan grüyer peynirinin ana vatanı tabii ki Gruyères köyü…

Başkent Bern’e 65 km., Lausanne’a ise 57 km. mesafede olan İsviçre’nin en güzel köyleri sıralamasında her daim yer alan bu şirin köyü en son Ekim ayında ziyaret ettim. Ben özel araçla gittim. Arabası olmayan seyyahlar Gruyères’e Cenevre’den trenle üç saatte gidebilir. Fiyat gidiş-dönüş yaklaşık 130 İsviçre Frangı.
Fribourg kantonuna bağlı bu ortaçağ köyü 82 metrelik minik bir tepenin üstünde yer alıyor. Araç trafiğine kapalı olan köye kemerli bir kapıdan giriş yapılıyor. Sağlı sollu muhteşem binaların balkonlarında rengarenk çiçekleriyle yer aldığı, parke taşlarla döşenmiş ortasında şık bir havuzun yer aldığı meydan ve ünlü kalesi ile el değmemiş şekilde korunmuş Gruyères’de ilk durağım 830 metre yükseklikte konuşlanmış tipik bir Ortaçağ şatosu olan Chateau de Gruyères oldu. Nefis bir manzaraya sahip olan şato 13. yy.’da inşa edilmiş.

İçinde Burgonya Salonu, müzik odası, Baillis salonu, Güzel Luce’nin yatak odası, Kontlar salonu gibi özenle korunmuş kısımların yer aldığı mekan benim gibi tarih meraklıları için görülmesi gereken bir yer.

Şato Nisan – Ekim aylarında saat 09:00-18:00 kış aylarında ise 10:00-16:30 saatleri arasında açık.
Özellikle bahçesinden muhteşem fotoğraflar çekebileceğiniz şatonun bir de Fransız Bahçesi var ki peyzajıyla görülmeye değer.

Şatoda neredeyse iki saat geçirdikten sonra, sıra tabii ki mis gibi parıldayan güneşin altında öğle yemeği keyfi yapmaya geldi. Önceki seyahatlerimde deneyimlediğim Café Des Remparts’da karar kıldım. Köyün ana meydanına bakan minik terasında 12 tane masası var ama içerideki kapalı salonun manzarası muhteşem. Soğuk havalarda, kar yağarken tam de keyif yapılacak bir restaurant.

Grüyer peyniri, İsviçre mutfağının en ünlü spesiyalitesi olan fondünün de ana maddesi. Bu mutfağın bir diğer spesiyalitesi ise Viande des Grisons. Bizim pastırmamıza benzer, içinde Alp Dağları’nda yetişen otlarla lezzetlenmiş kurutulmuş sığır eti. Bir dilim köy ekmeği üzerine tereyağ ve salatalık turşusu ile yenen Viande des Grisons tabii ki antre olarak masa yer aldı.

Ardından, en sevdiğim fondülerden klasik Fondue Gruérienne (diğer adı Moitié moitié) seçtim. Normalde küp şeklinde doğranmış bayat ekmekle servis edilen fondü, bu sefer haşlanmış taze minik patateslerle geldi. Benim gibi ekmek sevmeyenler için şahane bir seçim. Patates o kadar lezizdi ki sepetin neredeyse yarısını bitirdim. Bildiğiniz gibi fondünün yanında soğuk su, kola vs. meşrubat içmek mide için çok zararlı, zira sıcak yenen peynirin üstüne bir de soğuk bir şey içerseniz o peynir midede anında taş kesiliyor ondan sonra kıvran dur. O nedenle benim tercihim her zaman şarap olmuştur. Hem midem açısından hem de yemekten %100 keyif alma açısından.

Gruyères’in tek spesiyalitesi tabii ki sadece peynir değil. Tereyağı, süt ve kreması da çok meşhur. Türk mutfağında fazla yeri olmayan krema, özellikle Avrupa mutfaklarının baştacı. Bölge ineklerinin sütünden yapılmış olan bu koyu kıvamlı kremanın en güzel arkadaşı çilek, böğürtlen ve frambuaz yanında da beze. Meyveler özenle kremaya batırılır, sonra bezeyle beraber afiyetle yenir.

Masada ne var ne yok bir güzel süpürdükten sonra, alışveriş vakti deyip (bahane tabii! o kadar yemekten sonra hareket etmezsem bir daha hiç kıpırdayamam diye düşündüm) kendimi mağazalara vurdum. Dükkanların bir çoğunda İsviçre’ye özgü eşyalar satılmakta. Muflonlu terlikler, başlıklar, mutfak ürünleri, çakılar, lokal yiyecekler vs. Öyle moda anlamında bir şey yok, olmasına da gerek yok zaten.
Dükkanları turladıktan sonra, rotayı tekrar şatoya doğru çevirdim ama bu sefer Ortaçağ atmosferi için değil, bilimkurgu havasını solumaya…
İsviçreli ünlü sanatçı Giger’in eserlerinin yer aldığı HR Giger Müzesi, çılgın bilimkurgu konseptiyle son derece ilginç bir mekan. “Dünyadışı varlıklar” temalı sanat eserlerinin yaratıcısı Giger Alien filmi ile de Oscar almış. Stilinde dünyada tek olan müzenin üst katı sanatçının daimi eserlerine ayrılmış, giriş katında da zamanlı sergiler yer almakta.
Müzenin tam karşısında ise, Afrika’dan Amerika’ya Dünyanın En İlginç 10 Restaurant& Barı yazımda bahsettiğim HR Giger Bar yer alıyor. Ziyadesiyle fütüristik dekorasyonu olan bu bar, günü birlik Gruyères gezisini bitirmek için en ideal nokta.

Bu arada, İsviçre Tren Yolları bir de fondü treni yapmış ! Ekim – Mayıs ayları arasında 1920’li yıllardan kalma retro bir trende lapa lapa yağan kar manzarasını seyrederek hem fondünüzü yiyebilir hem de dünyanın en ünlü kayak merkezlerinden Gstaad’a kadar çıkabilirsiniz. Bu keyifli yolculuk Bulle Garı’ndan başlıyor ve kişi başı 50 İsviçre Frangı. Hatta arzu edenler, ünlü İsviçreli çikolatacı Cailler’nin de müzesini ve yapım atölyesini de gezebilirler.
Sevgilerimle,