
Deniz Kızlarının Peşinden…
Mutfağı, şarapları, şarkıları ve gün batımıyla iki gün doya doya Napoli yaptıktan sonra, ilk istikamet adını Syrene’den (deniz kızı) alan ve ünlü tenor Luciano Pavarotti’nin en meşhur canzonelerinden bir tanesi Torna A Surrineto’dan (Sorrenta’ya Dön) aşina olduğumuz SORRENTO…
Amalfi kıyılarının bu en büyük kasabası tam merkezde yer aldığı için, hem günübirlik turlar hem de konaklamalı molalar için ideal nokta. Napoli’den trenle ortalama 45 dk. sürüyor. Tabii vızır vızır işleyen otobüsler de var. Benim tercihim, özel şoförlü araba oldu. Yıllardan bu yana (Uzakdoğu da olmak üzere) araba kullanmadığım yer kalmadı ama Amalfi kıyıları inanılmaz virajlı. Bu nedenle, iki seçenek var: Ya gruptan birisi kendini feda ederek, şarap keyfinden vazgeçip araba kullanacak ya da özel şoförlü araba kiralanacak.
Amalfi yoluna çıktığınız zaman pencereyi (hatta mümkünse arabanın üstünü) açın ve mis gibi limon kokularını içinize çekin.

Sorrento’da otel olarak bir çok seçenek mevcut. 5* olarak tabii ki tartışmasız Grand Hotel Excelsior Vittoria. Özel plajlarıyla Grand Hotel Ambasciatori ve Grand Hotel Riviera 4* kategorisindeki güzel otellerden. Eğer kalabalık bir grup gidiyorsanız o zaman haftalık villa kiralama şansınız var. Bu durumda, Napoli’de konaklama yapmadan, günübirlik gidip gelerek, bir tek Sorrento’da kalabilirsiniz.
Sorento sokaklarında minik bir tur ilk sabah aktivitesi. Nereler görülecek derseniz minik bir sokakla Marina Piccola’ya bağlanan şehrin ana meydanı, Piazza Tasso (ki tur sonrası veya akşamüstü, meydanın en ünlü kafesi Bar Ercolano’da İtalyanların ünlü aperatifi Cinzano içilmeli) .

Özellikle muhteşem çan kulesi ile görülmesi gereken Sorrento Katedrali, duvar freskolarıyla ünlü Sedile Dominova, San Cesareeo sokağı, Corsa Italia Caddesi, Sant’Agnello Katedrali, San Francesco Manastırı bahçesi ve Correale di Terranova Müzesi. Tüm bu mekanları yürüyüşle gezebilirsiniz. Şehrin iki limanı var. İlki Marina Piccola (küçük liman) diğeri Marina Grande. (haliyle büyük liman!)

Ardından tabii ki öğle yemeği ve öğle uykusu veya deniz keyfi. Zira hava o kadar sıcak oluyor ki, Sorrento’da dükkanlar saat 13.00’den akşam saat 18.00’e kadar kapalı. Ama gece yarısına kadar da açık…
Öğle yemeği için size tipik Napoli mutfağını tadabileceğiniz La Lanterna’yı öneririm. Ne yiyelim derseniz, zeytinyağlı, sarmısaklı ve biberli Spagethhi Aglio, Olio e Peperoncino veya patatesten yapılmış Gnocchi alla Sorrentina

Sorrento’da halka açık bir çok plaj mevcut. Eğer otelinizin özel plajı varsa, deniz kenarında şöyle buz gibi bir şarap içmek veya Costiera Amalfitana’nın medar-ı iftiharı olan Limoncello’yu ve benim gibi bir kavun delisini baştan çıkartan Meloncello’yu tatmak gibisi yok. “Yok, ben diğer plajları göreyim” diyenler içinse, en yakın seçenek Marina Piccola. Ama araba var diyorsanız o zaman Bagni Salvatore, Puolo Bay, 11 km. mesafedeki Bikini, kumsal sahiliyle Meta Beach, deniz ürünleri ile tanınan restaurantı olan Sorrento’dan 16 km. mesafedeki Reccomone ve içinde ünlü restaurant Torre del Saraceno’nun da yer aldığı Marina D’Equa en iyi alternatifler…

Marina D’Equa
Sorrento’daki ilk gecenizde kasabanın en sevdiğim mekanlardan biri olan, ünlü İtalyan aktristi Sophia Loren’e ithafen açılmış (ki kendisi de bu restaurantın müdavimi) Donna Sofia’ya gidebilirsiniz. Burada lütfen kuzu pirzola yiyin yanında da mutlak bir şişe Barolo için. (beni de hatırlayın bari)

Canlı müzik yapan Filou Club, biraz kasvetli olsa da Tiffany Club, gece hayatı için az sayıda alternatiflerden…
İlk yazımda belirttiğim gibi, Napoli şarkı söyler (esasında yer, içer, güler, dans eder yani hayatı yaşar). Bölgenin en önemli dansı TARANATELLA. Rivayet bu ya, 15. ve 17. yy. arasında çılgınlar gibi dans etme modasını, halk Tarantula örümceğinin insanları sokmasına bağlamış ve ancak bu dansla insanların kendine geleceğine inanmış. Bu şahane dans gösterisini Sorrento Tasso Tiyatrosu’nda yemekli bir showda görmenizi tavsiye ederim.

Hayli yorucu bir günün ertesinde, civar köyleri keşif vakti…Amalfi kıyılarında araba kullanmak maharet ister. Öyle ağaçları keselim de duble yol yapalım tarzı şark kurnazlığı yok. Daracık yollarda, avaz avaz Napoli şarkıları söyleyen otobüs şöförlerine güvenirseniz tabii binebilirsiniz de ulaşım için daha kolay ve ucuz bir yol var. Su yolu !!!! Tragetto denilen deniz otobüsleri ve motorlar Sorrento, Amalfi, Positano ve Salerno arası tabiri caizse mekik dokuyor. Her yarım saate bir bu minik kasabalar arasında işleyen motorlara ek olarak tabii ki bölgenin dünyaca ünlü adaları Capri ve Ischia da ister özel yatınızla ister deniz otobüsüyle ulaşabilirsiniz. Arzu edenler için, günübirlik tekne kiralama imkanı da var.

Sorrento’dan feribota atlağınız gibi bir saat içinde AMALFİ’desiniz. Bu miniminnacık kasabanın en görülesi yeri katedrali, Duomo di Sant’Andrea Apostolo. Rivayete göre bekarlara şans getiriyormuş. (ben daha bir hayrını görmedim halbuki 5 defa gittim !!!!) Ardından sokaklarında tur atıyor, 1830’da kurulmuş Pansa pastanesinde, bademli ve çikolatalı nefis bir Caprese yanında taze çekilmiş mis gibi bir espresso’yu yuvarladıktan sonra ver elini alışveriş diyoruz.
Amalfi’den alınacakların başında, limoncello ve limondan türemiş ne varsa o. Mesela limonlu bonbonları öyle uyduruk esanstan değil, bildiğimiz halis mulis gerçek limondan yapılma. Antichi Sapori d’Amalfi kasabanın en ünlü limoncello mağazası. Sadece limon değil domatesi de meşhur bu yörenin. O nedenle, özellikle havlular, örtüler vs. hep ya limon ya da domates motifli. Tabii bir de önceden bahsettiğim kavun likörü var: Meloncello. Salata ve makarna soslarında kullanılmak üzere hazırlanmış olan baharat karışımları, yerel üretim makarnalar da alınacaklar listesinde.

Alışveriş sonrası, haliyle karınlar acıktı diye düşünüyorum. Pizza, makarna ve deniz ürünleri servis eden meydandaki
Da Maria Trattoria Pizzeria, sahildeki Lo Smeraldino, tepede muhteşem manzaralı bir aile restaurantı olan Da Ciccio denenmesi gereken mekanlardan.

Güzel bir yemek sonrası tabii ki deniz ve güneş diyoruz.
Burada bir parantez açayım. İtalyanlar kumsaldan nefret ederler o yüzden, kıyılar taşa konmuş martı misali İtalyanlarla doludur. Zira tüm plajlar ya kayalıktır ya da kayalıktan reforme kayrak taşıyla düzleştirilmiştir. (Bir kaç tanesi hariç) O yüzden lütfen “aaa bizde ne güzel kum var, zavallılar bir kumsalları bile yok” demeyelim, tercih meselesi diyelim ! Amalfi’de plaj olarak size tavsiye edebileceğim mekanların ilki, tabii ki Marina Grande. Bir halk plajı olduğundan, bayağı kalabalık ama daha sakin bir yer isterim derseniz, motorla gidebileceğiniz 1 km. mesafedeki Duoglio Beach harika. (Sakın arabayla gitmeyin hem park yeri yok hem de inişi kolay, çıkışı bir eziyet)

Benim Amalfi’de bir başka mekanım tabii ki oda bulmanın ancak 12 ay önceden kesin rezervasyon yapılmasıyla mümkün olduğu Hotel Santa Caterina. Kayalıklar üzerinde, kuşbakışı konumda yer alan otelin restaurantında akşam yemeğinin romantizmi tarif edilmez yaşanır. Bu arada bu otelin balayı için şahane bir seçim olduğunu da belirteyim. Bir başka şahane restaurant da Eolo. Hem manzarası hem de birer sanat eseri olan tabaklarıyla 5* bir akşam yemeği için ideal, sözüme güvenin. Trattoria denemek istiyorum diyenlere ise 1872’den bu yana faaliyette olan Da Gemma harika bir seçim olacak.

Biz, akşama çok kalmayalım, Sorrento’ya dönelim diyorsanız o zaman size kesinlikle O’Parruchiano’yu tavsiye ediyorum. Özellikle Canelloni’yi tatmalısınız zira bir asır önce bu restaurant tarafından ilk defa yapılmış. Restaurant Grand Hotel La Favorita’nın içinde ve kesinlikle rezervasyonsuz gitmeyin, derim.

Önce Napoli dedik, ardından Sorrento ve Amalfi’yi keşfettik. Bir sonraki yazı deniz kızlarının yuvası Positano ve sanatın yazlık adresi Ravello’da görüşmek üzere….
Sevgilerimle,
Mükemmel bir destination…
Rüya gibi değil mi?