
Portakal Çiçeği Karnavalı Derken…
2013 senesinden bu yana her geçen yıl daha bir coşkulu, daha bir güzel gerçekleşen Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’na, bu sene butik bir tur planladım. Çıkış noktamız her ne kadar, Karnaval olsa da kortej ve açılış seremonisinin güvenlik nedeni ile, iptal edilmesi sebebiyle “Karnaval’a Gidiyoruz” temalı turum, bir anda Kilikya Turu halini aldı. Hal böyle olunca da Kilikya Turumuzun ilk durağını Adana Gezi Rehberi şeklinde kaleme aldım.
1999 yılında başladığım acentacılık serüvenimde, başıma gelen olaylar, yaşadığım anekdotlar kalın bir kitap olacak kadar zengin… Tabii bizim meslekte, tecrübe ve pratik zeka her şeydir. Seyyahlığa ve acentacılığa heves edenlerin kulağına küpe olsun. Kriz anında, şapır şapır terleyip, ne yapacağını bilemez gözlerle kuzu misali etrafına bakanlar, aman ha bu sektörden uzak durun! Zira son dakika değişiklikleri, kaybolan pasaportlar & yolcular, uçak iptalleri vb. krizlerin hiç birinin olmadığı bir seyahat daha yapılmamıştır. Murphy Kanunu gereği, küçük de olsa bir kriz mutlak yaşanır. (Bizim kriz son gün Tarihi Kazancılar Kebapçısı’nda hakkıyla yaşandı !!!!
Adana’ya Gidiş
Gezimize dönecek olursak, 7 Nisan Perşembe günü, yine Pegasus Havayolları ile Sabiha Gökçen’den hareket ettik. Sanırım bu havayolu ile benim aramda mistik bir bağ var. Nedendir bilmiyorum, rötarlarıyla kendine isim yapmış bu havayolunda insan bir kez bile rötara girmez mi? Vallahi, ben girmedim. Uçağın kalkış sırasında beklediğimiz 10 dk.yı rötardan saymadığım gibi, 10 dk. geç kalkan uçağın 10 dk. da erken inmesi ile varın siz düşünün hızı…
Adana Şakir Paşa Havalimanı’na ne zaman insem, kendimi bir anda Suriye Şam Havaalanında hissederim ki, Şakir Paşa’nın durumu daha felaket. Nedendir bilenmez, zenginliği ile 60’lı yılların filmlerine konu olmuş, ahalisinin güzele ve gösterişe bu kadar meraklı olduğu, Altın Koza Film Festivali’ne, Portakal Çiçeği Karnavalı’na ev sahipliği yapan, Çukurova’nın merkez üssü Adana’nın bu kulübeden hallice havaalanı neden hala yenilenmez anlamış değilim.

Yerel bir acentadan temin ettiğimiz otobüsümüzle, otelimizin “saat 15.00 öncesi gelmeyin” uyarısını dikkate alarak, önce acıkan midelerimizi doyurmak üzere, Baraj Gölü’nün kıyısında Tahta Masa’da yöresel bir yiyecek olan “sıkma” yemek için ilk molamızı verdik. Sıkma, sacda pişen, içine salamura peynir ve soğan konan, bir tür dürüm. Tabii günümüzde, patatesli, kıymalı vs. birçok çeşidi mevcut.
Manzarası ile hepimizi büyüleyen Tahta Masa, hem turistlerin hem de yerel halkın tercihi. Geçtiğimiz sene, “Mahfesığmaz” ilçesinde hava sıcaklığının 62 derece olduğunu hatırlayınca, Baraj Gölü’nü mesken tutanlara hak vermemek mümkün değil…

Adana Gezi Rehberi : Adana’nın Tarihi
Kuruluşu M.Ö. 6000’lere dayanan Adana, rivayete göre, ismini, Gök Tanrısı Uranus’un oğlu Adanus’tan almış. Antik Kilikya’nın bu en önemli şehri, Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Ramazanoğlu Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu gibi medeniyetlerin hakimiyetinde kalmış. Dolayısıyla, beklentimiz, çok sayıda tarihi ve kültürel zenginlik göreceğimiz şeklinde olmasına rağmen, maalesef geçirdiği savaşlar, hakimiyet kuran medeniyetlerin, bir önceki medeniyetin yaptıklarını yerle bir etme çabaları ve pek tabii ki günümüz yurdum insanın tarihi yerlere olan açıklanamaz nefreti ve yok etme arzusu ile, bugüne intikal etmiş çok sayıda eser de kalmamış.
Adana Gezi Rehberi : Görülecek Yerler
Şehir turumuza önce, Sabancı Merkez Camii ile başladık. Yaklaşık 29 bin kişilik kapasitesi ile, Balkanlar ve Ortadoğu’nun en büyük camiisi olan ibadethane, % 50 halkın bağışları, geri kalanının da Sabancı Ailesi tarafından karşılanmasıyla yapılmış ve 1998 yılında hizmete açılmış.


Dıştan Sultan Ahmet, içten Selimiye Camii’ni andıran kutsal mekan sonrasındaki ikinci durağımız, Büyük Saat, Yağ Camii ve Kazancılar Çarşısı’nın yer aldığı Eski Adana oldu. Çarşının pırıl pırıl restore edilmiş caddesinde girişte sağda yer alan Yağ Camii, 16. yy.’da St. Jacques Ermeni Kilisesi’nin, Ramazanoğlu beyi tarafından camiye çevrilmesi ancak ihtiyacı karşılamak için yetersiz olması nedeni ile, yanı başına yeni bir cami dikilmesiyle Eski Camii adını almış. Sonra tam girişinde yağ pazarı kurulmasıyla, yeniden isim değiştirmiş.

Yağ Camii’den düz devam ettiğimizde, karşımıza Büyük Saat çıktı. Adana’nın her köşesine bir şekilde izini bırakmış Ziya Paşa tarafından yapılan 32 metre yüksekliğindeki bu kule, günümüzde hala kullanılmakta. Adana gezi rehberi deyince bahsetmeden geçmek istemediğim Ziya Paşa çok yönlü bir kişilik. Devlet adamı, gazeteci ve şair olan Ziya Paşa’nın günümüze kadar gelmiş beyitleri hala ilk günkü değerini koruyor.
Nush ile yola gelmeyini etmekli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-İ aklı eserinde
Namık Kemal’in Paris’e beraber kaçtığı, muhalif kimliğiyle sarayın hiç sevmediği, Adana’ya ilk tiyatro binasını kuran Ziya Paşa, bugün tarihi Adana’da Ulu Camiinin yakınlarında sonsuz uykusunda.


Büyük Saat’den sola döndüğümüzde ise, benim için farklı bir anlamı olan Ramazanoğlu Medresesi, Külliyesi, Konağı ve Camiisi karşımıza çıktı. Osmanlı İmparatorluğu’na ilk biat eden ve bu bağlılığı neticesinde kendi parasını basma hakkı verilen Ramazanoğlu Beyliği ailesinin mensupları, bugün hala hayatta. Benim için özel olmasının nedeni de Ramazanoğlu Beyliğine 1. dereceden ait birinin ANNEM olması. :))

Aile fertlerinin yardımlarıyla restore edilmiş bina, Ramazanoğlu Sarayı’nın Selamlık bölümü. Bugün, “Çukurova Üniversitesi Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezi” adı altında, çeşitli kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapan bina, aynı zamanda dönemin tipik konaklarına güzel bir örnek. Giriş ücretinin alınmadığı, tam tabirle “gönlünüzden ne koparsa kutuya atın” misali, girip gezebileceğiniz konağı mutlaka görmenizi tavsiye ederim.





Halen, Diyanet İşleri tarafından çeşitli kurslar verilen medresenin bahçesinde tavşan kanı çaylarımızı yudumlarken, medresenin tam karşısında yer alan ve içinde, Ramazanoğlu beylerinin yattığı Ramazanoğlu Türbesi, çevresindeki asırlık ağaçları, minik kahvehanesi ile günümüzde yerel halkın dinlence yeri olmuş.

Bazılarınca Ramazanoğlu Camii olarak bilinen Ulu Camii bu bölgede son durağımız oldu.

Eski binalara restorasyon yapmak çok güzel ancak, restore edenin eğitim seviyesinin bir avuç kum, iki tuğla olması nedeni ile yenileme çalışmaları tam bir rezalet. Mimar, sanat tarihi vb. eksperlerin direktifleri doğrultusunda yapılması gereken bu çalışmalar, maalesef “laz müteahhit” kafasında yapıldığı için, Roma Dönemi bir eser üzerinde alçıpan görmeniz son derece doğal!!! (Ondan sonra, yok topraklarımızdaki gömüleri kaçırdılar, yok kendi müzelerini bizim eserlerimizle doldurdular diye ağla dur, yahu sen önce, elindekinin bir zahmet kıymetini bil de ondan sonra konuş!)
Adana’nın bir başka önemli yapısı Tarihi TaşKöprü nam-ı diğer Roma Jüstinyen Köprüsü. Dünyanın kullanılan EN ESKİ KÖPRÜSÜ olma ünvanına sahip bu tarihi eserin bir başka özelliği, 14 tane gözünün (kemerinin) hepsinin birbirinden farklı şekile sahip olması.

Seyhan Nehri’ni birleştiren bu köprünün hemen yanıbaşında, Cumhuriyet döneminin en önemli eğitim kurumlarından Adana Kız Lisesi yer almakta. Abidin Dino’nun dedesi tarafından 1880’li yıllarda inşaa edilmiş bina, önce askeri ortaokul, lise vs. olarak kullanıldıktan sonra, 1932 yılında Adana Kız Lisesi ismini almış. 1998 depreminde zarar gören bina şu anda “Adana Kültür ve Sanat Merkezi” olarak kullanılmakta. Sınıflarından bir tanesinin müzeye dönüştürüldüğü bu mekanın benim için en önemli özelliği, annemin bu sıralarda okumuş olması.


Geçmişe yaptığımız bu güzel yolculuk sonrası, yorulan bedenlerimizi dinlendirmek için, otelimize doğru yola çıktık. Organize ettiğim tüm seyahatlerde, gittiğimiz destinasyonların özeliklerine bağlı olarak, 4 veya 5 yıldız konaklamayı tercih ederim. Burada hemen aklıma, en sevdiğim yazarlardan Oscar Wilde’ın “ben basit zevkleri olan kolay bir adamım, sadece en iyisini isterim” sözü geliyor. Birkaç ülke hariç (mesela İsviçre), 3 yıldızlı oteller Türk seyyahlar için iyi bir seçim değildir. (tabii genç yaşında dünyayı görmek için yola çıkanlar hariç)
Otelimiz, (eğer açılış seremonisi gerçekleşseydi) Büyük Park manzarasıyla tam da Karnavalın rasathanesi pozisyonundaki Sheraton Grand Adana oldu.

Adana Lezzetleri
Akşam üstü keyfimizi gün batımında, otelin şahane manzaralı barında aldıktan sonra, ilk akşam yemeğimiz için, Baraj kıyısındaki, metrelik kebabıyla ünlü Hasan Kolcuoğlu’na geçtik. Adana gezi rehberi deyince haliyle yerel lezzetlerden bahsetmemek olmaz. Esasında Adana mutfağı, sanılanın aksine, bir Antakya veya Gaziantep mutfağı kadar zengin değildir.
Zamanında, Roma, Selçuklu, Osmanlı, Ermeni ve Fransız etkisinde kalan yörenin mutfağında da bu izleri görmek mümkün. Tabii ki Arap etkisi de hiç yadsınamaz. Bugün köylerde sıkça yapılan, sıkma, mumbar dolması, şırdan, halka tatlı, bici bici, karsanbaç, tahin salatası, kaburga kebabı, ciğer kebabı, kelle paça ve tabii ki Adana kebabı, yörenin mutfağının lezzetleri. (unuttuklarım varsa affola…)


Klasik bir kebapçıya gittiğinizde, bir Adanalı öyle meze falan almaz, masaya dolu dolu bir tabak yeşillik (nane, maydanoz, tere ve mutlak turp), limon gelir, yanında şalgamla kebabını yer. Bir de “Acılı Adana” diye bir tabir yoktur. “Adana” acılı olur. Eğer acısız seviyorsanız, o zaman üstüne basa basa acısız demeniz gerekir! Ancak ilk akşam yemeğimizde, tabii ki olmazsa olmazlardan fındık pide ve fındık lahmacun, arkasından çiğ köfte ve değişmez yoldaşı tahin salatası (turp veya soğandan yapılır ama çiğ köfte ile turplusunu tavsiye ederim) acılı ezme, patlıcan salatası, humus masamızı süsledi.

Ardından aldığımız kebap, lezzet olarak birçoklarına yeterli gelse de, sanırım az yağlı ve sağlıklı yemek akımına uydurulmuş şekilde, olması gerekenden biraz daha yağsızdı.

Yemeklerin üzerine, Adana usülü künefelerde ise, Antakya peyniri yerine tuzsuz kaşar kullanılması dikkatimi çekti. Künefeyi künefe yapan Antakya peyniridir, o kadar!
Seyahatimizin ikinci günü erkenden Tarsus için otelden hareket edeceğimizden, yemek sonrası, kendimizi otelimize attık.
Sheraton Adana, kentin tartışmasız en güzel oteli. Odalar son derece geniş ve konforlu.
Yönetim ve elemanlar son derece iyi niyetli, ancak biraz daha profesyonel eğitime ihtiyaçları var gibi geldi. Neden mi? Topu topu sekiz oda için verdiğim uyandırma talebini, yok sayıp, sabahın 7.00’sinde elimde liste haldır haldır misafirlerimi telefonla aramaya başlamam, ama misafirlerimin büyük bir disiplin içinde erkenden kalkarak kahvaltı salonunda keyif yapması nedeni ile, bir türlü odalardan cevap alamam hiç de hoş olmadı !
Kahvaltıdan sonra yeni bir gün bizi bekliyordu… Devamı bir sonraki yazıda!
Sevgilerimle,
Doğma büyüme Adanalı olarak, yazınızı keyifle okudum. Kaleminize sağlık
Teşekkür ederim. Ben de annemden dolayı Adanalı olduğum için çok severim hem şehri hem insanlarını