
” Haldun Taner 1945’ten bu yana bütün yaşadıklarımızı, yanlışıyla, doğrusuyla, bütün davranışlarımızın ince alaylı bir dille hikayesini okumak isteyenlere verilecek tek addır “ demiş Doğan Hızlan.
Bugün, Türk Hikayeciliğinin ve Türk Tiyatrosunun duayenlerinden Haldun Taner’in ölüm yıldönümü. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli öykü yazarları arasında sayılan sanatçı, eserlerinde, keskin bir gözlemle incelediklerini mizahi bir dille kaleme almış.
Haldun Taner Öyküleri
Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, Konçinalar, Kızıl Saçlı Amazon, Ayışığında Çalışkur ve daha nice unutulmaz öyküleriyle, sanatçı, Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte Türk Hikayeciliğinin üç asından biri sayılmakta.
Hikayeleri arasında en çok hoşuma gidenlerden bir tanesi Konçinalar. Yazar, bir deste iskambil kağıdına benzettiği Türk halkı ve toplumunun mizahi eleştirisini tipik bir İstanbul beyefendisi diliyle yapmış.
Öykülerinde, toplumsal haksızlıkları, sosyal adaletsizlikleri, yozlaşmış varlıklı sınıfları konu alan Haldun Taner, aynı zamanda hayvanları ve bitkileri de insanlaştırarak hikayelerinde çokça yer veriyor.
New York Herald Tribune gazetesinin düzenlediği yarışmada Türkiye birinciliğini alan ” Şişhaneye Yağmur Yağıyordu ” isimli öyküde, 1 katır, 1 işadamı ve 2 aşığın hikayeleri paralel anlatılıyor.
Bir diğer öykü ” Yaşasın Demokrasi ” Anadolu’daki seçim faaliyetlerinde bir seçim çığırtkanının oyları nasıl etkilediği hakkında.
Kahraman Bekçi Zülfikar ve Çalışkur apartmanı sakinlerinin konu edildiği ” Ayışığında Çalışkur ” aldığı birbirinden ilginç tepkiler hatta tehditlerle yayınlandığı dönemde bayağı ilgi odağı olmuş.
Keşanlı Ali Destanı ve Türk Tiyatrosu

Modern Türk Tiyatrosunun mihenk taşlarından sayılan Keşanlı Ali Destanı, aynı zamanda, Türk Tiyatrosunu uluslararası platformlara taşıyan eser. Gülriz Sururi’nin Zilha rolünde harikalar yarattığı müzikalın yanı sıra, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Zilli Zarife, Sersem Karının Kurnaz Kocası, Marko Paşa ilk aklıma gelenlerden.
Tüm oyunlarını seyretme şansı bulduğum için ne kadar şanslıyım. Şimdi ne özel tiyatrolar kaldı ne de kaliteli devlet tiyatroları.
2 şarkılık repertuarı olan mankenlerin, tiyatro sanatçısı sayıldığı güzel ülkem!!!! Sana ne desem az !
Haldun Taner, Galatasaray Lisesi ve Atatürk

Yazar, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Galatasaray Lisesi ziyaretini bizzat yaşayan ve bunu kaleme alan ender şanslı öğrencilerden. 2 Aralık 1930′ tarihli ziyaret hakkında bakın Haldun Taner neler demiş:
” Ya sekizde ya dokuzda idik. Demek ki otuz, otuz bire rastlıyor. Mektepte bir telaş, bir kıyamet. Taş tablolar boyanıyor, yıkık yerler sıvanıyor. Meğer Gazi Paşa gelecekmiş. İdare her sınıfa Afet Hanımın, baskısı henüz bitmemiş Yurt Bilgisi kitabından üçer nüsha dağıttı. Talebeler kımlanıyor: ‘Ah bir bizim sınıfa girse.’ Hocalar başka gûna: ‘Allah vere bizimkine girmese.’ (…)
Atatürk’e bakıyorum, resimlerinde sık sık gördüğümüz pozlarından birinde: Sol elinin iki parmağını üst yelek cebine takmış, başı hafif öne eğik, çatık kaşları ve o meşhur bakışıyla gözünün üstünden müdüre bakarak anlattıklarını dinliyor. Biz Şarklılar neden ille her şeyi büyütüp efsaneleştiririz. Aklı başında insanlardan duymuştum: ‘Bakılamıyor efendim,’ diyorlardı. ‘İmkânı yok gözlerine bakılamıyor. Çenesine kadar hadi neyse ne ama, başınızı daha yukarı kaldırdınız mı, gözleriniz iki kuvvetli projektörle karşılaşmış gibi kamaşıyor, çarpılıp sersemliyor, bir şeyler oluyorsunuz.’
Ben bunu duydum ya, şimdi korkudan başımı kaldırıp da yüzüne bakamıyorum. Bütün görebildiğim: Saatinin kösteği, yeleği, sol elinin yelek cebine dalmış iki parmağı, kolalı devrik yakası, hadi bilemediniz biraz da çenesinin ucu…Hepsi bu kadar. Ama çocukluk işte, şeytan dürttü. Ya herrü ya merrü deyip birden daha yukarı bakıverdim. A, ne kamaşma ne çarpılma, işte pekala bakılabiliyordu. Hatta müdür de bakabiliyordu. Hoca da bakabiliyordu. “
Not: Galatasaray Spor Kulübü Resmi İnternet Sitesinden alınmıştır
Galatasaray Lisesi ve Hikayesi

Evliya Çelebi ‘nin aktardığı üzere; Sultan II. Beyazıd bir kış günü Galata sırtlarında avlanırken son derece bakımlı büyük bir bahçe içinde köhne küçücük bir kulübe görür. Sahibi Gül Baba ile tanışan padişah, onu bahçeye gösterdiği özenden dolayı ödüllendirmek ister ve Gül Baba’nın isteği üzerine bu bahçeye bir okul ve bir hastane inşaa ettirir.
Romantik söylenceyi bir yana bırakacak olursak, aslında Sultan 2. Bayezid, babası Fatih Sultan Mehmet’in idealindeki okulu Galata Sarayı Ocağı adı altında kurar. Amaç devlete eğitimli memur ve asker yetiştirmektir. 17.yy’da tasfiye edilen ocak, 30 yıl sonra Galatasaray Medresesi olarak açılır. 1820’ye kadar, imparatorluğun en önemli eğitim kurumu olan okul, bir dönem tıp fakültesi ve askeri kışla olarak kullanılmaya başlanır. Bu arada 1870’deki ünlü Beyoğlu Yangınından da nasibini alır.

Tanzimat Döneminde batılılaşma hareketinin hız kazanmasıyla, kurum, 1868’de Sultan Abdülaziz tarafından açılarak Mekteb-i Sultani adıyla faaliyete geçer. Fransa’daki lise eğitimine denk ve aynı kalitede öğrenci yetiştirmek üzere, katolik, ortodoks, musevi ve müslüman öğrenciler okula alınır. Ancak, karma eğitim sistemi, dönemin dini ruhani liderlerinin ciddi tepkisini alır, hatta Rusya, Osmanlı’ya nota verir. Tüm protestolara rağmen, henüz Fransa’da bile uygulamaya geçmemiş laik sistemde eğitim başlar. 1. Dünya Savaşı yüzünden, 1917 yılında ise sadece 5 öğrenci mezun verir. 1924 yılında bugünkü ismini alarak Galatasaray Lisesi olarak faaliyetine devam eder ve 1965 yılında da kız öğrenciler alınmaya başlanır.
Haldun Taner Kitapları
Haldun Taner Kitapları Yapı Kredi Yayıncılık tarafından yayınlanmış. Bendekilerin tümü, Bilgi Yayınevi tarafından 80’li yıllarda basılanlar. Ortaokul yıllarında okumuştum hepsini. Burada bana okuma sevgisini aşılayan tüm öğretmenlerime bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. (Bir tanesi, Nazım Hikmet’in Rusya’ya kaçırılmasındaki kilit isimlerden bir tanesi, ışıklarda uyusun)
Hala çözemediğim bir soru var kafamda. Neden inatla öğrencilere divan edebiyatı, hece hece zorla ezberlettirilir de, bir türlü güzel Türkçemizle nefis hikayeler, şiirler, romanlar yazan edebiyatçılarımız es geçilir? Amaç, okumayı sevmeyen bir toplum yetiştirmekse, o zaman bu amaç uğruna can siperane çalışan politikacılara ve destek veren tüm öğretmenlere kocaman bir bravo! Herkes Türkiye’de okuma oranı çok düşük diye ahkam keser ama bir sorun bakalım neden????? Sen koyarsan gençlerin önüne manasız, keyifsiz, sıkıcı kitaplar, tabii ki kimse okumayı sevmez. Sonra da Çalıkuşu’nu, Aşk-ı Memnu’yu dizi sanan bir nesil yetişitirip, yılda milyonlarca kitap okunan Japonya’ya öykünüp dururuz!!!
