
Son yıllarda, her kitapçının (sadece Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında) vitrininde, best seller raflarında bir Küçük Prens sevgisidir gidiyor. Nereye elimi atsam yok kitabı, yok çanta asacağı, yok silgisi, yok bardağı… Ivırı zıvırı bir sürü şey de gözüme gözüme giren bu prensle hikayem Sainte Pulchérie hazırlık ikinci sınıfında başladı. Nereden bilebilirdim ki bu kitap beni tam 32 sene hayalet gibi takip edecek?
Aslında son derece basit bir Fransızca ile yazılmış bu minnacık kitapla yıldızım, ne ilk okuduğumda (yaş 12), ne de son okuduğumda (yaş 44) hiç ama hiç barışmadı.
Ortaokul ikinci sınıfında tekrar önüme dikilen bu kitaptan “hah ortaokul bitiyor kurtulduk herhalde” diyerek yaşadığım gönül ferahlığı, rahmetli yazarı St. Exupéry’nin ruhunu rahatsız etmiş olacak ki, Notre Dame De Sion’da iki yıl üst üste tekrar okumakla gönül yarasına döndü. Kazık kadar (yaş bu sefer 18) kızlara Küçük Prens okutan Fransızca öğretmenimi buradan derin (!) bir sevgiyle anıyorum.

Aradan yıllar geçti, kar nedeni ile, uçağım Cenevre’ye inemediğinden en yakın havaalanına iniş yaptık. Bilin bakalım neresi; LYON ANTOINE ST EXUPERY Havaalanı. Allahım yine her yerde Küçük Prens. Bildiğin Freddy’nin kabusu !
Fransa’da üye olduğum bir kitap kulübü var, her üç ayda bir kitap alınır. Eğer alınmazsa kulüp eve bir kitap yollar. Sağolsun bana da yollamışlar: Küçük Prens :((
Şaka gibi değil mi ? Dinleyene komik, yazana cehennem azabı! Geçen cuma gittiğim “Kitap, Kahve ve Çikolata” adlı etkinlikte yine üç ayrı stantta bir kez daha arz-ı endam eyleyen bu kitabı arkadaşımın “al bari bir daha oku belli ki içinde senin okuman gerekli bir şey var” demesi ile tekrar edindim…
Allah sizi inandırsın 104 sayfalık kitaptan yine hiç bir şey anlamadım. Tek sevdiğim kısım “her şey yanlızca yürekle açık seçik görülür. İnsan o gerçek şeye, gözleriyle ulaşamaz” oldu. Kitabın konusu ne kadar giriftse yazımı da bir o kadar basit. Dolayısıyla, okurken cümlelerin basitliği yüzünden, fikirler havada toz bulutu gibi uçuşuyor ama aynı yere konamıyor.

Hayır, gerizekalı değilim, hayatım okumakla geçti. En avamından en klasiğine her şeyi okurum. Eh, bu kadar yazabildiğime göre IQ seviyem de normal. Çocuk kitabı kategorisindeki bu kitap tam 250 dil ve diyalekte çevrilmiş, dünyanın en çok dilen çevrilen üçüncü kitabı ve tüm dünyada 140 milyondan fazla satış yapmış ama nafile ! Kimileri sadece çocuk kitabı diyor, kimileri felsefe kitabı olduğunu düşünüyor. İnsan doğasını irdelediği savına da eyvallah ama bu kitap neden okunması gereken 100 klasik eser arasında? (İnsan doğasını, yozlaşmasını vs. irdeleyen sürüyle kitap varken) Neden son yıllarda, Star Wars tadında yeniden pompalanmaya başlandı???
Buradan, artık yalvarıyorum. Okuyup anlayan varsa ne anladığını, beğenen varsa neyi beğendiğini veya bu kitabın hayatında küçücük de olsa bir etkisi olduğunu düşünen varsa benimle paylaşabilir mi? Veya okuyup da benim gibi “nedir yahu bu” diyen var mı? Esasında tam da merak ettiğim neden bu kadar moda oldu? Sorulara bir cevap bulayım da bitsin artık bu Sainte Exupéry’nin kabusu!!!
Sevgilerimle,
İnanır mısınız hislerime tercüman oldunuz. Bu kadar pazarlaması yapılınca insan bende mi acaba tuhaflık var diyor? Yazılarınızı ilgiyle okudum. Yolunuz açık olsun.
Merhaba Şebnem Hn, birgün bu kitabın sırrını çözdüğümde burada paylaşacağım. sevgiler