
İlk yayın : 26.12.2015
Bizim çocukluğumuzda okula başlama yaşı yediydi ve çalışan anne sayısı da çok azdı… (35 yaş üstü çok iyi hatırlar) Eh, anneler çalışmayınca yuva ve kreş de pek yaygın değildi. Üstelik bu yuva ve kreş çok da matah sayılmazdı. Dün gibi aklımda, annesi çalıştığı için yuvaya giden bir akranım için halam, “Zavallıcık, kalpsiz anası bakmıyor, sübyan oralarda perişan oluyor” demişti. :))
Tek çocuk olduğum için evde oynayacak kardeşimin olmaması bir yana, annemin beni dışarı oyun oynamaya göndermemesi yüzünden çok sıkılırdım. İşte o sıkıntıyla 4 yaşında okumayı öğrendim. Bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayan okuma sevdam ilk olarak, Babacığımın hediyesi 80 Günde Devr-i Alemle başladı. Bugün bu seyahat ana temalı bloğun nedenlerinden bir tanesi de işte bu ilk kitabımdır. 1975 yılından bu yana durmaksızın okurum.
Dünya yazarlarını İngilizce ve Fransızca okurken Türkiye’de çıkan kitapları da mümkün olduğunca kaçırmamaya çalışıyorum.
Ama gel gör ki bunca müptelası olduğum kitapları almaya gitmek en azından Türkiye’de benim için adeta bir zulüm! Gerçek bir okurun sinirlerinin keman yayı gibi olmasının garanti olacağı artık “oyuncakçı” mı, “kırtasiyeci” mi yoksa “hediye dükkanı” mı ne olduğu bilinmeyen zincir kitapçılardan nefret ediyorum.
Geçenlerde İstinye Park’ta böyle bir tecrübe yaşadım. Adamın biri, elinde bir kese kağıdı çekirdek ile kitap okuyanlar için ayrılan koltuklara yayılmış, çıt çıt çekirdek çitliyordu. Ben “kitapçıda çekirdek yiyen adam” şaşkınlığımı atlatamadan o da ne! Köşeden kitapçıda satılan kaykay ile deneme yapan bir çocuk belirdi..! Çocuk yetmedi, arkasında sanki şehzadesi yeni bir galaksi keşfetmişçesine sevinç naraları atan annesi bardağı taşıran son damla oldu..! Bir hafta sonra gittiğimde ise koltuklar kaldırılmış yerine Güliver’in cücelerine yakışır mini puflar konmuştu.
Aslında düşündüğümde bir tarafım köpürürken bu uygulamaya diğer yanım “kızmamak lazım , adamlar da haklı…” diyor. Sen git her alışveriş merkezinde mecbur bir kitapçı dükkanı aç, metrekaresine bilmem kaç euro bayıl ve sonra okuma oranı dünyanın en alt sıralarında yer alan bir ülkede sadece kitap satarak para kazanmaya çalış..! Çok zor değil mi? Hem de ne zor..!
Günümüz…
Yukarıda okuduklarınızı 26. Aralık 2015’de yayımlamışım. O günden bugüne kitapçılar konusunda pek de değişen bir şey yok. Bir çoğu kapandı gitti maalesef. Herşeyde olduğu gibi kitaplar da dijital ortamla tanıştı. Uzun yıllardan bu yana e-kitap mı yoksa klasik kitap mı konusu tartışılır. Kimi okurlar, kitabın sayfalarını çevirmenin hazzını arıyorken, bazıları da dijital kitabı tercih ediyor. Dikkatimi çeken bir şey var. Dijital kitabı tercih edenleri, yeni nesil olarak adlandırmak mümkün değil. Çevremde, 60 yaşı üstü olup, e-kitaba hemen alışanlar varken, arkadaşlarımın çocukları hala klasik kitabı seviyor. Herhalde, yaşa bağlı olmayan nadir seçimlerden bir tanesi.
Kitapçıdan kitap almak benim için alışverişlerin en keyiflisi. Tabii bahsettiğim kitapçı, yukarıda bahsettiğim oyuncakçı kılıklı ‘dükkanlardan’ değil. Genelde yurtdışında rastladığımız, insanların çocuklarıyla gittiği, o minicik yavruların, yerlerde oturup, renkli kitapları merakla karıştırdığı, yetişkinlerin keyifle koltuklara kurulup, kitapları gözden geçirdiği huzur dolu mekanlar. İstanbul’da bu kritere biraz da olsa uyan Kanyondaki Remzi Kitabevi. (Bildikleriniz varsa yorumlarda paylaşırsanız çok sevinirim.)

Korkarım bu mekanların da geleceği tehlikede ! 1999 yılından bu yana internet alışverişi yaparım. Sanırım, Türkiye’de internette ilk alışveriş yapanlardan biriyim desem abartmış olmam. Dijital dünyayı çok sevmem ve de mesleğim olmasına rağmen, aram ne e kitapla ne de elektronik okuyucularla iyi. Sevemedim bir türlü. Gelgelelim, son 1,5 yıldır başımızdaki bu Corona yüzünden, kitapları da online satın almaya başladım. Online kitap fiyatları, mağaza fiyatlarına göre % 20 daha ucuz. Benim gibi, toplu alanlar için ciddi fark yaratıyor. Ücretsiz kargo, hızlı teslimat da cabası. Öte yandan, Türkiye’nin her yerine gönderiliyor olması, özellikle Anadolu’da küçük yerlerde yaşayanlar için büyük avantaj.
Online kitapçı, ekonomik ve ulaşılabilirlik olarak tabii ki çok iyi ama gelgelelim kitapçıdan kitap almanın hazzı yok haliyle. Korkum, bir gün herkesin online alışverişi tercih etmesi ve bu güzel mekanların bir bir kapanması. Ne yapılmalı, nasıl bir strateji izlenmeli açıkçası hiç fikrim yok.
Bir de sesli kitap var. 1990’lı yılların sonunda alışkanlığım olan sesli kitap, bugün bir çok kişinin tercihi. Şahsen artık tercih etmiyorum, sadece araba kullanırken, trafik çilesinde saçma sapan radyo programları yerine sesli kitap güzel bir alternatif. Kitap okumak ! Adı üstünde OKUMAK ! Kitap dinlemek değil !
Gelgelelim, akıllara zarar ziyan bir uygulama var ki beni benden alıyor! Özeti çıkartılmış kitaplar !!! 1 ayda 30 kitap okuyun diye bir reklam gördüm. Okuduğunu anlamak, bir şeyler öğrenmek isteyenler için değil, sadece şu kitabı okudum diye övünmeyi seven cahil takımı için cin fikir. (Tabii ondan sonra, televizyonlarda Kürk Mantolu Madonna’yı, şarkıcı Madonna sananlar türüyor. Şaşırdık mı? Hayırrrr !!!!!)
İkinci El Kitapçı
Ülkemizde okuma oranının çok düşük olması yüzünden, bir çok kitabın baskısı yenilenmiyor. Bırakın 60lı yıllarda basılan bir kitabı bulmak, 2000’li yılların başındaki bir kitabı edinmek bile mümkün değil. Tarih ve biyografi sever bir okur olarak, bu kitapları 2. el almaktan başka yol yok. İstanbul’da oturanlar için Eminönü’ndeki Sahaflar Çarşısı güzel bir alternatif. Benim tercihimse, NADİR KİTAP. Şimdiye kadar bir çok kitap aldım. Kitaplar, açıklamalarda belirtildiği şekilde, (az okunmuş, çok iyi, orta karar vb) gönderiliyor. Kargo, belirli bir tutar üzeri ücretsiz ki gayet anlaşılabilir. En çok hoşuma giden ne biliyor musunuz? Bu online platformda, müşterilerin bıraktıkları yorumlar. Okuyan insanın, hem kaleminin, hem de düşünce eşiğinin ne kadar yüksek olduğunu, burada bırakılan yorumların kalitesinden anlamak mümkün.
Kitapçı mı yoksa Oyuncakçı mı dedim nerelere geldim…. Beyoğlu’nda, Kadıköy’de ve daha bir çok yerde kitapçılar yerini bir bir kahve dükkanlarına terk ediyor. Lak lak etmeyi okumaya tercih eden bir toplumda, dilerim, kitap okur sayımız az da olsa, gerçek kitapçılar hep kalıcı olurlar.
Sevgilerimle,
