
Seyahate çıkarken nasıl hafif olalım? İşte tüyoların ikinci bölümü…
Kılık kıyafet olarak en sona çantayı bıraktım. Bir defa şunun altını çizeyim. Lütfen ÇAKMA ÇANTALAR ile seyahate özellikle Avrupa ülkelerine gitmeyin. Kapıda rezil olmakla kalmaz, bir de dımdızlak, elinizde bir sürü eşya ile ortada kalmanız bir de üstüne ceza ödemeniz söz konusu. Zira Avrupa polisi bu konuda çok hassas. Çok mu bilgililer? Hayır. Benim başıma geldi. Yaklaşık 20 yıl önce İstanbul mağazasından aldığım ve artık vintage sayılan bir çantamla Cenevre Havaalanı’nda çevrildim. Polis tutturdu bu çanta sahte, diye ben gayet sakin bakıp gülümsüyorum. Bana, “çantayı alıkoyacağım ve imha edeceğim” deyince (adamı gıcık edeceğim ya) suratımda yine o bilmiş gülücükle, “tamam, imha edin ancak sizin yerinizde olsam, markanın Cenevre şubesini bir arar ve seri numarasından çantayı kontrol ettiririm, yok eğer eminseniz tabii buyrun parçalayın ki marka bana yepyeni bir çantayı mecbure hediye etsin, siz de üstlerinize cevap verirsiniz” olunca, polisin 180 derece çark edip, “sizi geç bıraktık kusura bakmayın” deyişini hala unutamam. Tabii eğer o çanta sahte olsaydı, yüzümde o gülücük yerine, en az 500 Euro ceza vermenin acısı olacaktı o da ayrı…

Havalaanları biz kadınlar için bir cennet. Hele o duty freeler yok mu aman Allahım! Şu duty freeden bir şey almadan daha hayatımda uçmadım. Fakat benim poşet hışırtısına allerjim var. O yüzden illa ki aldıklarım çantamda duracak. Bazen görüyorum mini mini çantalarla havalanlarında süzülüyorlar. Yarabbi o nasıl bir çantadır. Bu süzülenlerin hiç mi eşyası yoktur ! Hayır benim çantamda, pasaport, cüzdan, iki telefon, bir şarj aleti, bir makyaj çantası, ipod, kulaklık, iki gözlük ve kitap olduğu gibi bir de her şeyin minyatürünü koyduğum şeffaf bir plastik çanta daha olur. İçine sakarinden, nane şekerine, kalemden yara bandına ıvır zıvırı tıkarım. Eskiden bütün bunları çantama direkt atardım ondan sonra bir sakarin bulacağım diye çantanın içini eşele dur. Şimdi çok rahat.

Ne kadar ufak tefek varsa, şeffaf çantama tıkıyorum, aradım mı, hop dışarı çıkartıp görüp buluyorum. (Geçen akşam ciddi bir yemekte kahveyle kaşık gelmedi, malum çantadan plastik kaşık çıkarmamla arkadaşım gülme krizine girdi)
Tabii bu kadar eşyası olan bir kadınının çantası bir de deri olursa, o zaman omurilik ağrıları ile başbaşa geceler onu bekler. (Tecrübeyle sabit)

Deri çanta ben de severim ama maalesef isterse dünyanın en pahalı markası olsun, kuzunun bilmem neresinden yapılmış olsun yok, istisnasız ağır oluyor. Bir de benim gibi, çantalarına bebek muamelesi çekmeyip, oraya buraya tıkan, yere koyan tiplerdenseniz o zaman çare Longchamps Le pliage serisi. Renk renk olan bu çantalar plastik kaplı kumaş olduklarından çok hafif. Tek sinir yönü içinde hiç göz olmaması ama bana fark etmiyor çünkü benim şeffaf iç çantam var. Yok ben illaki deri görünümlü bir şey isterim, derseniz o zaman naçizane tavsiyem, semi cuir denilen, görünümü deri ama kendi plastik olan çantalar. Geçenlerde bir tane daha edindim. O günden bu yana kolumdan düşmüyor.
Seyahatlerimde bavula bir de geniş iç hacimli çapraz çanta koyarım. Kimi zaman günübirlik gezilerde, elim kolum boşta kalsın da rahatça fotoğraf çekeyim diye, bu çapraz çantalar çok işe yarıyor. Favorim yine Longchamps. Çünkü çantanın sapı kısaldığı gibi hop omuz çantası havasını alıyor ve şık mekanlarda bile rahatlıkla kullanılıyor.
Krem ve benzerini pas geçeceğim zira artık herkes mini kavanozları kremlerini, şişelere losyonlarını, şampuanlarını koyuyor. Ama benim yanımdan ayırmadığım en önemli parça minik bir dev büyüteçli ayna ama camdan değil, metal. Böylece kırılma riski yok. Uğraşamam, yok yedi yıl uğursuzluk vs. bir de elbiselerin arasından cam parçası ayıklamakla.
Kitap okumadan uyumayan biri olarak, tabii ki seyyar mini lamba, geceleri kitap okumak, sabahları da o minik ayna ile beraber makyaj yapmak için ideal oluyor.

En son keşiflerimden biri, dokunmatik ekranlı telefonlara uyumlu eldiven. Ne güzel yapmışlar, eldivenin iki parmağı özel bir maddeyle üretilmiş, elinizde çıkarmadan rahat rahat fotoğraf çekebiliyor, çağrılara cevap verebiliyorsunuz. Ben internet üzerinden aldım çok da memnun kaldım.

Takıntılarımdan biri de saç! İstanbul’da fönlettiğimde üç gün bile bozulmadan duran saçlarım nedendir bilinmez, seyahat dedin mi anarşist bir ruha bürünüyorlar. 15 saat içinde özenle deforme olan saçlarımla ciddi sorunlar yaşadım. Bir İngiliz asilzadesinin düğününe gittiğimde odama özel kuaför gelmişti, beni sormayın nasıl mutlu nasıl mesut. Ama fön bitip aynaya bir dönünce, 1960’lardan Abba’nın solisti Anni-Frid bana bakıyor. O derece yani! Adıyamansporun erkek berberine fön çektirmekten tutun da, saçımı zenci örgüsü yapmalara kadar denemediğim şey kalmadı. Sonunda seyahatlerimden birinde döner fırçalı fön makinasıyla tanışıtım. Ben Calor kullanıyorum çok da memnunum. Türkiye’de Rowenta Brush Active ismiyle satılıyormuş. Çekmecesinde orta boy bir kuaförle yarışacak kadar kurutma makinası, düzleştirici, maşa… bilumum alet edavat olan birisi olarak şimdiye kadar kullandığım ve en mükemmel sonuç veren alet diyebilirim.
Şu yazıları yazmakta olduğu bilgisayarım mucize eseri olarak 2011 yılından bu yana benimle. Artık yavaş yavaş ayrılık vaktimizin geldiğini bana sıkça hissettiren bilgisayarımı korumalı bir kılıfla bavuluma koymaya başladım. Esasında tabii ki hiç akıl karı değil ama kaderde ayrılık var diye artık omuz çantama almıyorum.
Bavulum genelde 10 kg. olur haydi taş çatlasın 12 kg. Gittiğim ülkelerde çok fazla alışveriş yapmam ama mutlak şarap, peynir vb. lokal lezzetlerden satın alırım. O nedenle, bavuluma daima yine Longchamps’dan büyük boy Le Pliage seyahat çantası koyarım. Şişeler tabii ki kirlilere sarılmak suretiyle, bavula gireceğinden geri kalan tüm zararsız parçalar bu el çantasında yer bulur.

Bu yazıyı yazmamdaki en büyük sebep annemdir. Üç günlük seyahate göçmen kuşlar tadında memleket değiştirecekmiş gibi yola çıkıp, o gülleden hallice bavulu taşıma keyfini bana her daim yaşattığı için kendisine bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.
Şaka şaka… o istesin ben onu sırtımda taşırım.
Sevgilerimle,